Ciğer Yahni

ciger yahni

Sakatatlar arasında en rahat tükettiğimiz ciğer. Ciğeri de kurban bayramı haricinde pek yemeyiz aslında. Eşim ve ben arnavut ciğeri olarak seviyoruz bu sakatatı. Bir süredir eşim pek adeti olmamasına rağmen arnavut ciğeri isteyip duruyordu. Sonunda Afiyet Et’e gittiğimizde ızgaralık ciğer alıp orada pişirmeyi tercih ettik. Bu arada Afiyet Et bir kasap ama üst katında aldığınız etleri pişirme ücreti karşılığında sizin için ızgarada pişiriyor ve size oracıkta servis ediyorlar. Etlerine güvendiğimiz bu kasap, ayrıca ızgarada et yeme keyfini yaşattığı için tercih ettiğimiz bir restoran gibi oldu bizim için. Neyse uzattım biliyorum ama biz o akşam çok doyunca ciğerleri paket yaptırıp eve getirdik. Bana da ızgarada pişmiş ciğer ile evde yahni yapmak düştü.

Siz çiğ olarak ciğeri kullanacaksanız soğan ile birlikte ciğeri uzunca kavurmanız gerekecektir. Ben elimde olan pişmiş ciğeri kullandığım için hazırlanması çok daha kısa süren bir yahni oldu ama tadı beklediğimden çok daha iyiydi.

Ciğer ile yaptığım diğer tarifler:

Ciğer Yahni:

  • 300 gr. kuşbaşı doğranmış kuzu ciğeri
  • 2 adet soğan
  • 3-4 yemek kaşığı dolusu rendelenmiş domates
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 adet minik küp halinde doğranmış kırmızı biber
  • 1 su bardağı su
  • Tuz, sıvıyağ

Üzeri İçin:

  • İnce doğranmış maydanoz

Soğanı minik küp halinde doğrayıp sıvıyağ döktüğünüz tavada kavurmaya başlayın. Kırmızı biberi de soğana ilave edip kavurmaya devam edin.Ciğerleri ekleyip ciğerler yumuşayıncaya kadar pişirin. Üstüne rendelenmiş domates ve salçayı ekleyin. Tuzunu ve suyu ekleyip kısık ateşte koyu sos kıvamına gelinceye kadar pişirin. Ciğer yahniyi servis tabağına alıp üstüne ince doğranmış maydanoz serpin.

Afiyet olsun.

Reklamlar

Beyaz Lahana Salatası

beyaz lahana salatasi

Havaların birden ısınıp birden soğuduğu bir Mart ayı geçiriyoruz ve hava değişimlerinin çoğumuz için vazgeçilmez sonucu olarak bendeniz yine hastayım. Rabbim daha büyük hastalıklardan korusun tabii ama  bu sene nedenini pek çözemediğim bir şekilde oldukça hasta oldum. Sanırım çoğu zaman biz annelerin genel sorunu çocuklarımıza bakarken kendimizi unutuyoruz. Kendime iyi bakmadığımı yani biraz geri planda kaldığımı farkettim. Evde evin hanımının hasta olması sanırım en zor olanı. Kimse hasta olsun istemeyiz ama evin hanımı dimdik ayakta olursa emin olun evde diğer hasta olan fertlerde kolay iyileşiyor ayrıca evin düzeni de tıkır tıkır işliyor :) O nedenle herkese kendisine iyi bakmasını öneriyor ve kendimi bir nebze daha iyi hissetiğim bugün hazırladığım salata tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Beyaz Lahana Salatası:

  • 1 adet orta boy lahananın çeyreği (1/4’ü)
  • 1 adet kırmızı biber(ya da 2 adet közlenmiş kırmızı biber de olabilir)
  • 3 adet kornişon turşu
  • 2 yemek kaşığı haşlanmış mısır
  • 2 yemek kaşığı mayonez
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağ
  • Tuz, kuru fesleğen

Lahanayı incecik doğrayıp üstüne tuz serpin ve elinizle ovun. Suyunu elinizle sıkıp bir derin kaseye lahanaları alın. Üstüne minik küp halinde doğranmış kırmızı biber ve kornişon turşuyu ekleyin. Mısırı, mayonez ve zeytinyağını da ilave edip karıştırın. Tuzunu kontrol edip eğer az ise fesleğen ile birlikte biraz daha tuz ekleyip karıştırın ve servis tabağına alın.

Afiye olsun.

 

Yediğimiz Gerçekten Tavuk Mu?????

tavuk1

Bloğuma zorunlu ara verdiğim zaman sağlıklı beslenme ile ilgili daha fazla araştırma yapıp sizlerle bildiklerimi ve öğrendiklerimi paylaşma kararı aldım. Daha önceki yazılarımda “Gıdalarımız ve Sağlığımıza Etkileri” konulu seminerden bahsetmiştim. Aslında aldığım gıda ürünlerinin içeriğine dikkat eden, katkısız ürünler kullanmaya çalışan ve işlenmiş gıdaları hayatımdan uzaklaştırmaya çalışan biriyimdir ama bu seminerden sonra çok daha fazla itinalı bir ev hanımı olmam gerektiğini öğrendim.

Eşim de gıda sağlığına önem veren biridir; o nedenle ondan da çoğu zaman destek görerek beslenme biçimimizi şekillendirmeye çalışıyorum evliliğim boyunca. Yediklerimize dikkat etmeye çalışırken daha az kalorili gıdalarla beslenmeye çalışıyoruz. Zaten beyaz eti tercih eden biriyim; ancak sağlık açısından da kırmızı et yerine beyaz eti daha çok yemeye gayret gösteriyordum; taa ki bu seminere kadar. Bu seminerden sonra çoğu arkadaşımız tavukla ilişiğini kesmeye başladı. Peki bizi tavuktan bu derece soğutan gerçekler neler? Bir de sorun sadece tavuk mu?

Tavuk aslında kendi başına sağlıklı bir et ama nüfusa göre artan talebe cevap vermek ya da daha çok kazanma hırsıyla tavuklar tam bir işkenceye maruz kalıyor ve bizlere de zorla şişirilmiş tavuklar yediriliyor ki bu da sağlıksız beyaz et yediğimiz anlamına geliyor. Helal gıda yeme çabası içinde kesim koşullarının İslami koşullara uygun olmasına dikkat ederken aslında kesim aşamasına gelinceye kadar tavuk olmaktan çıkarılan zavallı hayvanların yetişme süreçlerine pek dikkat kesilmemiştim. Sadece tavuklara hastalanmaması için antibiyotik verildiğini duymuştum. İşin aslının antibiyotikten çok daha kötü gerçekleri içerdiğini bahsettiğim seminerde gördüm.

Arkadaşlar tavuk 1925 li yıllarda 45 günde 1,14 kg. ancak ulaşabilirken günümüzde zorla beslenen tavuklar 45 günde 2,5 kg. olabiliyormuş. Zaten dar alanda ve gerçekten vicdan sızlatılacak koşullarda yetiştirilen hayvanlar aşırı ve hızlı kilo aldırılmış halde bacakları taşımadığı için yürüyemiyorlarmış. Hatta seminerdeki doktor Mehmet Mahir Atasoy yetiştiricilerin tavuğu daha fazla bekletemeyip zorunlu olarak kesmek zorunda kaldıklarını; çünkü biraz daha beklerlerse tavukların aşırı kilodan kalp krizi geçireceğini söylemişti. Ayrıca HaberTürk gazetesinin web sayfasında okuduğum kadarıyla kemikleri o kadar az gelişmiş ama şişirilmiş tavuklar ele alındığında kemiklerinin kırıldığı bile oluyormuş. Yani kemikleri daha bebek ama vücut bir dev. Peki ama bu tavuklar nasıl bu kadar hızlı kilo alıyorlar? Öncelikle 23 saat aydınlıkta 1 saat karanlıkta bırakılarak yemeye zorlanıyorlarmış. Zaten bir de antibiyotik ve bazı ilaçlar hayvanlar daha hastalanmadan kendilerine veriliyor. Hastalanmadan ilaç vermek ne demek??? Siz hastalanmadan antibiyotik kullanır mısınız? Sonuç olarak verilen bu ilaçların tabii ki tavuklarda yan etkileri oluyor. Eskiden tavuklar tencerede uzun uzun kaynatılırmış ve ancak pişermiş. Şimdi ise verilen ilaçların etkisiyle tavuğun pişmeye direnç gösteren bağ dokularının zarar görmesi nedeniyle tavuklar kolayca pişiyor.

Firmalar üretimin artmasında gurur duyup kasım kasım gerilseler ne yazar? Hayvan haklarına olan saygısızlıklarını mı söylesek, yoksa bize sağlıksız et yedirip başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa ön ayak olmalarını mı?

345160[1]

Olay sadece tavuk etiyle bitmiyor tabii. Tavuklar sağlıksız olunca tavuktan aldığımız yumurtalarda sağlıksız oluyor. Çocuklarda erken ergenlik dönemine girme ve tüylenme sorunlarına neden olduğu için yumurta yerken organik olanı tercih etmek gerektiğini yine HaberTürk gaztesinde okudum.

Bütün bunları sizlerle paylaşma niyetim tavuktan uzaklaşın anlamına geliyor biliyorum ama eğer bulabiliyorsanız köy tavukları almaya gayret gösterin. Az da olsa bazı yerlerde bulunabiliyor. Bu dönem gerçekten gıdaların sağlığı açısından çok dikkatli davranılması gereken bir dönem. Ayrıca belki bilinçlenip firmaları tavuğun doğasına uygun yetiştiricilik yapmaya zorlayabiliriz. Sonuçta bilinçlenmiş tüketicilerin baskısı çok şeyi değiştirebilir.

Son olarak bir reklam filminde görüp aklıma takılan “mutlu tavukların yumurtaları” sözü geldi ki(hangi firmaya aitti hatırlayamadım) sormadan geçemeyeceğim siz hangi mutlu tavuklardan bahsediyorsunuz sayın firmalar?? Siz bizlerle dalga mı geçiyorsunuz??? Lütfen sağlığınızla dalga geçilmesine izin vermeyin.

Herkese sağlıklı günler….

Tavuklu Keşkek

tavuklu keskek

Keşkek!!!! Benim aklımda küçüklüğümde bir defa bir komşunun gönderdiği ve yediğimde pek hoşlanmadığım haliyle kalmış bir yemek. Annemin yaptığını hiç bilmem bu yemeği, o nedenle  ilk yediğimde hoşuma gitmeyince sonradan aklıma gelip yeme hevesi de duymadım hiç. Üzerinden yıllar geçti ve sonrasında yediğim ilk keşkek tefsir grubundan sevgili Münevver Abla’nın keşkeği oldu. O zaman ne tatlı geldi bana bu yemek. Sonrasında Sofra Dergisi’nin eski sayılarından birinde de gördüm keşkek tarifini.(Hem de İzmir’i konu alan bir sayısında ki ben İzmir’liyim biliyorsunuz). İçimde  keşkek yapma hevesi oluştu. Benim gibi eşiminde keşkekle ilgili geçmişi pek parlak değilmiş. Ona söylemeden keşkeği akşam yemeğinin menüsü olarak sununca pek memnun olmadı öncelikle; ama yiyince tadını o da ben de sevdik doğrusu.

Yapım aşamasında çoğu zaman başında olmanız gereken bir yemek olduğu için zahmetli gelebilir ama bence denemeye değer:)

Tavuklu Keşkek:

  • 2 su bardağı aşurelik buğday
  • 1 adet tavuk bonfile
  • 1 yemek kaşığı dolusu tereyağ
  • 1 adet irice kuru soğan
  • 1 su bardağı tavuk suyu
  • Tuz, pulbiber

Üzeri İçin:

  • 1 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı tereyağ
  • Toz kırmızı biber

Aşurelik buğday bir gece önceden ıslatıp ertesi gün haşlayın.(Ben buğdayın suyunu fazla eklemeyip suyunu çekene kadar haşladım.)

Tavuğu haşlayıp suyundan çıkarın ve elinizle didikleyin.

Kuru soğanı rondodan geçirin. Pişen ve suyunu çeken buğdayın altını kapatmadan içine tereyağ, didiklenmiş tavuk eti ve kuru soğanı ekleyin. Tuz ve pulbiberi ilave edip tahta kaşıkla döverek buğdayı pişirmeye devam edin. Buğday tencerede altını tutmaya başlar gibi olunca 1 su bardağı tavuk suyunu azar azar ilave edip tahta kaşıkla keşkeği dövün. Bu işlemi tavuk suyu bitene kadar yaklaşık 30-35 dk. devam ettirin ve ocağın altını kapatın.

Bir sahana sıvıyağ ve tereyağını alıp ocağın altını açın. Yağ kaynamaya başlayınca toz kırmızı biberi ekleyip ocağın altını kapatın.

Keşkeği servis tabağın alıp üzerine biberli sosu döküp sıcakken servis yapın.

Afiyet olsun.

 

 

Labneli Kızarmış Patates Salatası

labneli kizarmis patates salata

Uzun bir ara verdim ve sonunda geldim :) Herkese hayırlı bir hafta sonu diliyorum öncelikle. İnternet kotasını bu ay bayaca bir erken doldurunca mecburi bir ayrılık yaşadım. Ayrıca eşimin bilgisayarla olan işleri nedeniyle zaten bilgisayarın bana kalması gibi bir durumda olamayacaktı.

Neyse az çok internetin ben de bir bağımlılık olduğunu kavradığım bir dönem yaşamış oldum. Pek televizyon seyretmiyorum diye kendimi avuttuğum dönemler aklıma geldi ki; aslında bilgisayar yani internet nedeniyle tv ye pek ihtiyaç duymadığımı ve internet olmayınca tv seyretme isteğimin de arttığını farkettim. Ama kendimi her iki konuda da diyete aldım bu dönemde. Bu internet+tv diyetini de herkese öneriyorum. Kendinize daha çok zaman ayırıp bolca kitap okuyabilecek fırsatları yakalayabilmek istiyorsanız bu diyeti deneyin derim :)

Bu ayrı kaldığım dönemde itiraf etmeliyim ki çok farklı tarifler deneme şansı bulamadım; gerçi içimden de pek gelmedi. Bildiğimiz geleneksel tarifler soframızdaydı. Yalnız geçen Pazar sabahı kahvaltı için oldukça özendim ve eşimin çok hoşuna giden labneli kızarmış patates salatasını yaptım. Böyle bir tarifi başka bir yerde görmedim, tamamen doğaçlama oldu. Sabah kahvaltısı için yaptığımdan malzemeleri biraz kısıtladım ama bir kaç ilave ile pekala çay sofraları için de tercih edilebilecek bir salata hazırlamış oldum. Labneli taze fasulye salatasından sonra labneyi bir başka salatada kullanabildiğim için de mutlu oldum :)

 

Labneli Kızarmış Patates Salatası:

3-4 kişilik

  • 2 adet irice patates
  • 1 adet havuç
  • 3 tepeleme yemek kaşığı labne
  • 5-6 dal maydanoz
  • 2 adet közlenmiş kırmızı biber
  • Tuz

Patates ve havuçları küp olarak doğrayın ve üzerine tuz serpip harmanlayın. Kızgın yağda kızartıp havlu kağıt serili bir tabağa alın.

Bir kaseye labne peyniri, ince doğranmış maydanozu ve minik küp halinde doğranmış kırmızı biberi alıp tuz ilavesiyle karıştırın. Kızarmış patates ve havucu da ekleyip harmanladıktan sonra servis tabağına alın.

Afiyet olsun.